KOMAK-ML

Mai 25, 2009

Mayısın Kızıllığında Devrimci Önderleri Anmak

Gespeichert unter: türkçe — komakml @ 11:33

…gider…gider, nice koç yiğitler gider

Senin de içinde bir oğlun varsa
çok değildir.
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta

Mayıs ayı hem yeni umutların filizlendiği hem de yoğun acıların biriktiği bir aydır. Yosun kokularının, karanfil kokusunun, baharın güzelliğin yerini kana, baskıya, zulme bıraktığı bir aydır mayıs.
Ülkemizde ve dünyada mayıs ayı her dönem toplumsal muhalefetin, emek mücadelesinin, sömürüye karşı başkaldırının yükseldiği dönem olagelmiştir. Mayısı kızıllaştıran onun insanlığın kurtuluş davasında, daha iyi, refah, huzurlu bir yaşam mücadelesinin, devrim ve sosyalizm mücadelesinin en yoğun olduğu fakat aynı zamanda bu mücadele uğrunda binlerce onurlu insanın yitirilmesindedir.
Mayısın kızıllığı 1886 yılında Amerika’nın Chicago kentinde 8 saatlik iş günü mücadelesiyle büyüyen işçi hareketinin ve bununla birlikte 4 işçi önderi Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve Augus  SPIES’in asılmasından gelmektedir.
1977 yılı 1 Mayıs’ında taksimde insanca yaşamayı haykıran, ezilmeye karşı duran 37 canın hunharca katledilmesinden gelmektedir.
Mayısın kızıllığı, emperyalizme karşı bağımsızlık şiarının simgesi haline gelmiş devrimci önder Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan Hüseyin İnan’ın gencecik yaşlarında darağaçlarında idam edilmesinden gelmektedir. Faşizme karşı savaşıp, devrimi haykıran Sinanlardan, Alparslanlardan, Kadir mangalardan gelmektedir.
Ve mayısın kızıllığı henüz 24 yaşında Türkiye devrimci hareketinin kilometre taşlarından biri olan, ideolojik anlamda muazzam bir devrimci miras bırakan komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın Diyarbakır cezaevinde parça parça edilmesinden, kurşuna dizilmesinden gelmektedir.
Bilindiği üzere 60’lı yılların ortalarında dünya üzerinde bir hareketlenme vardı. Dünya, Vietnam’ın Amerikan emperyalizmine karşı direnişinden, Afrika’daki sömürü sisteminin çöküşe geçmesinden, Küba Devriminin ve Çin’deki Proleter kültür devriminin etkisine kadar birçok yerde halk direnişlerine sahne oluyordu. Dünyada gelişen bu durumun Türkiye devrimci hareketine yansıması kaçınılmazdı. Türkiye’de de antiemperyalist mücadele, devrim ve sosyalizm şiarlarıyla birlikte baş göstermeye başlamıştı. Bu akımın en önemli temsilcileri ise Denizlerdi. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan Hüseyin İnandı.
Bu üç kararlı devrimci, devrim mücadelesini büyük bir irade, inanç ve dirençle sahiplendiler. Yaşamın her saniyesinin bu dava uğruna sarf edilmesi gerektiğini pratikleriyle ortaya koydular. Hızlı ve atılgan bir niteliğe sahip olan Denizler, gençliğin hareketine militan bir karakter aşılayarak örnek devrimciler olmuşlardır. Öğrencilerle, emekçi çevreler arasında büyük bir sempati kazanmaları ve önderliklerinde ki devrimci tutarlılıkları gençliğin mücadele deneyimlerine eklenmiştir.
Denizler o dönem içinde revizyonist siyasi partilerden ayrılmanın mecburiyetini ve mücadelenin parlamenter yoldan olamayacağını vurgulamış, kitlelerin devrimci, militan bir aygıta sahip olması gerektiğini vurgulamışlardır. Burjuva reformizminden kopuşun, düzene karşı militan ve ödünsüz bir başkaldırının temsilcisi olmuşlardır. Denizler batıcı ve gerici yapılanmaya karşı devrim talebiyle mücadele etmişlerdir.
1 Mayıs alanlarındayken, Amerika’nın 6.filosunu denize dökerken, Filistin’de halk direnişinde faşizmle mücadele ederken, onlar daha iyi bir Dünya’nın mümkün olduğuna inandılar, sınıfsız sömürüsüz bir hayat uğrunda canları pahasına kavga verdiler. Sömürüye dayalı, kendisini emperyalizmin kucağına atmış bir düzenin egemenleri, denizlerin varlığına daha çok tahammül edemedi.  Şarkışla’da yakalanan Deniz ve yoldaşları 6 Mayıs şafağında, faşizm karşısında, son sözlerini idam sehpasında söylediler. Daha çok mücadele içinde kendilerini geliştirerek öne çıkmaları ve pratik içinde yoğrulmalarıyla tanınan Deniz Gezmiş ve yoldaşlarının her ne kadar Kemalist ideolojinin etkisinde kalmışlarsa da dönemin koşularıyla birlikte devrime, sosyalist düşünceye olan bağlılıklarıyla ele alındığında, devrimci karakterlerini kararlılıkla sergilemişlerdir. Onların devrimci bilinç ve ideolojisinin ne yönde geliştiği son sözlerinden anlaşılıyordu. Deniz’in idam sehpasındaki son sözleri şunlar idi:“Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm-Leninizm. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği. Yaşasın işçiler, köylüler. Kahrolsun emperyalizm.”
Türkiye’de gelişen devrimci hareketlenme, o dönemde yeni yeni çevrilen Marksist- Leninist eserler ışığında daha da gelişiyor, Kemalizm’in etkisinden kurtuluyor ve sosyalizm mücadelesiyle daha da can buluyordu. Henüz oldukça genç ve deneyimsiz bir hareket, çok kısa zamanda kendisini olağanüstü geliştirilen bir dönemi beraberinde getiriyordu. Marksist- Leninist düşünce gençlik tarafından sahipleniliyor, eylem kılavuzu ediniliyor ve bu doğrultuda gençlik fabrikalarda tarlalarda işçi-köylü kitlesini sömürüsüz bir dünya mücadelesinde örgütlüyorlardı.
İşte o sıralarda, bir komünist olarak bilimsel sosyalizmi benimseyen, bunu son nefesine kadar pratiğine uygulayan, bu doğrultuda fabrika fabrika, köy köy, işçi- köylü sınıfını örgütleyen, tarih sayfalarına adını kanıyla yazacak bir genç çıktı. O tek başına sadece bir devrimci değildi, o bir komünistti. Her komünist olan biri aynı zamanda devrimcidir fakat her devrimci olan biri komünist sayılamaz. O bir komünist olmanın büyük sorumluluğunu hakkıyla yerine getirdi. İbrahim’den söz ediyoruz. İbrahim Kaypakkaya’dan.
Elbette ki,  sınıfsız- sömürüsüz dünya mücadelesine önderlik etmiş diğer devrimci önderlerin hepsi bizim değerlerimizdir fakat bu durum İbrahim Kaypakkaya’nın diğer devrimci önderlerle tamamıyla bir tutulacağı anlamına gelmiyor. İbrahim’i İbrahim yapan belirleyici özellikleri vardır.
İbrahim,  kendiliğinden olan, bilinç yapısı düzenin egemenlerine hizmet eden işçi köylü kitlesinin, kendi kurtuluşunu sahiplenebilmesi için ona dışarıdan bilinç sağlayacak ve devrimci pratiğe yön verecek komünist partisinin gerekliliğini en başından itibaren savunmuştur.
O, kendi döneminde, dünya üzerinde mevcut biri Marksist-Leninist, diğeri ise Kruşçev revizyonizmi olan ikili saflaşmadan yana tavrını ve pratiğini, Marksist-Leninist ideolojiyi temel alarak belirlemiştir. Aynı zamanda sömürü düzeninin yırtık pırtıklarını dikmeyi amaç edinen revizyonizme karşı, yoğun mücadele vermiştir.
İbrahim’i niteliksel olarak diğer devrimcilerden ayıran en önemli konulardan birisi ise Kemalizm konusudur. Denizler Kemalizm konusunda;  “Bu memlekette Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkan birileri varsa onlar da bizleriz” derken,  Mahir Çayan; „Kemalizm, küçük burjuva devrimciliğinin, işgal altındaki bir ülkede, -Türkiye’de- emperyalizme karşı bir isyan bayrağıdır. Kemalizmi bugüne kadar ayakta tutan, ona ruh veren milli bağımsızlıkçı niteliğidir. Kemalizm’in antiemperyalist niteliği bir tarafa bırakılırsa, ortada Kemalizm diye bir şey kalmaz.“ demiştir. İbrahim Kaypakkaya ise Kemalizm konusunda;  Onun gerçekte işçi ve köylülerin toprak devrimine karşı geliştiği, Kemalizm’in,  Kurtuluş savaşının hemen akabinde kendi iktidarını sağlamlaştırmasının ardından,  işçi emekçi düşmanı, sosyalist devrimin en büyük engeli olduğu tespitini yapmıştır. Bu onu 68 kuşağının devrimci önderlerinden niteliksel olarak ayıran en önemli yönlerinden biriydi.
İbrahim, Kürtlerin varlığından söz edilmediği bir dönemde, kendisi Marksist-Leninist bir bakış açısıyla ulus kavramını irdelemiş ve her ulusun kendi kaderini kendi tayin etme hakkını savunmuştur.
O, en zor şartlar altında, işkence tezgâhlarında, ser verip sır vermeyen özelliğiyle inandıkları uğrunda büyük bir kararlılık göstermiş ve her komüniste örnek olmuştur.
İbrahim, büyük bir Marksist – Leninist olmasına rağmen onun da hataları vardı. Ülkenin sosyoekonomik yapısındaki tahliller de ve devrimin izleyeceği yolun ülke somutuna uyarlanmasında hatalara düşmüştür. Onun düştüğü önemli hatalar özeleştiri ile aşılarak,  Bolşevizm’e varılmıştır.
Zira devrimci önderleri savunmak, onların bıraktığı mirası sahiplenmek,  onların doğrularıyla birlikte yanlışlarını da sistemli hale getirip savunmak anlamına gelmez. Devrimcileri, komünistleri anmak, onların mücadelelerinden öğrenmektir. Onların doğrularını sahiplenip geliştirmek, yanlışlarını aşmaktır.
Bugün devrimci önderleri anmanın, onları sahiplenmenin, onları mücadelede yaşatmanın önemi çok büyüktür. Her şeyden önce bir bütün olarak devrim ve sosyalizm uğrunda ölen devrimci komünist önderleri anmak, karşı devrimcilere karşı bir siper oluşturmak anlamına gelmektedir. Yanlışlarını aşmak, doğrularını eylem kılavuzu haline getirmek her komünistin görevidir.
Devrimci önderleri nasıl andığımız çok önemlidir. Bir zamanlar Denizler, Mahirler, İbolar döneminde yoğun mücadele edenler fakat şimdi ise derin bir iç çekip, pencere başlarında dışarıda olan biteni seyreden “eski devrimciler”,  yitirdiğimiz devrimci önderleri vicdanlarını rahatlatmak için anmaktadırlar.  Ya da onları ananlar, devrimci önderlerin doğrusunu yanlışını irdelemeyip, doğrusunu sahiplenen fakat yanlışını da sistemleştiren şekilde anmaktadırlar.
Ezenin ezilenin olmadığı bir dünya uğrunda mücadele eden devrimci komünist önderleri anmak, vicdan rahatlatmak için yapılamaz.
Biz Yeni Dünya Gençliği olarak, onları devrimci komünist duygularımızla anıyor, bıraktıkları mirası sahiplenip geliştiriyor ve kavgalarının kavgamız olduğunu ilan ediyoruz.

Yeni Dünya Gençliği

Bloggen Sie auf WordPress.com.