Kurtuluşunun 64. yıldönümünde

Mauthausen – çok eski de mi kaldı?
Mauthausen –
Temerküz Kampında
10 Mayıs 2009, saat 9 da
yayın masası
Mauthausen – çok eski de mi kaldı?
Kriz, bir şey hakkında karar verilmesi gereken belirsiz haldir: Hayat – Memat – evet veya hayır.
Kurt Tucholsky
Herkesin sözünü ettiği kriz kapitalistlere göre “küstah”, denetlenmeyen spekülasyonlar ve mali dalaverelerin bir sonucunu oluşturmaktadır; emekçi insanlar için ise bu, aslında kapitalist üretimin krizidir. Bunun etki ve sonuçları korkunçtur: Keskinleşen rekabet, işyeri kaybı, ücretlerin aşırı derecede düşürülmesi, sefalet ve sosyal devlet yardımları ve ağının kalkmasının sonucu olarak perspektifsizlik.
Sermaye tarafından çöküşe itilen insanlar bu durumda çoğu kez isyankâr olurlar. İşçilerin öz bilinçleri, yani kendi sınıf konumlarının bilinci ne kadar yüksek olursa, direnişleri bir o kadar örgütlü sistemdeki değişiklikler bir o kadar bariz ve radikal şekilde etkili olabilir ve sonal olarak bir sistem değişikliğine mücadele edilerek ulaşılabilir. Burjuva, emperyalist devlet ve sermaye bu duruma müdahale etmek zorundadır. İflas eden küçükburjuvaların özgüvenleri ne kadar aşırı tırmanırsa, yani kendi bireyselliklerindeki kırgınlık ne kadar derin olursa, büyük burjuvazinin aşırı şovenist düşünceleri yerleştirmesi tehlikesi bir o kadar büyük olur.
Sermaye hırçınlaşan küçükburjuvalığı örgütlü işçilere seve seve tercih eder. Daha 1920’li, 30’lu yıllarda büyükburjuvazi küçükburjuva sınıfını hizaya getirmeye ve işçileri kanla bastırmaya faşizm yoluyla çalıştı. Serseri takımının taşkınlıkları bilinçli bir şekilde Yahudi düşmanlığına yönlendirildi.
Açlık dünya çapında günde yaklaşık
100.000 insanı öldürmektedir.
Bırakın yardım etmeden söz etmeyi, hemen hemen hiç kimse bu halklar katliamı üzerine konuşmuyor.
Bu arka planda ve mali piyasaların azgın yeni liberalizmi sayesinde güçlülerin hıristiyan değerlerden, dayanışmadan ve adaletten bahsetmeleri kendisini katıksız ikiyüzlülük olarak
teşhir etmektedir.
Jean Ziegler
Bu kriz bundan yaklaşık seksen sene önceki, yani 1929 kara Cuma krizi ve onun sonuçları ile sadece bir kez karşılaştırılmadı. Bu karşılaştırma, dolaysız ekonomik etkileri ile ilgili olarak değil, bilakis (1929 dan önceki kökleri ile birlikte) krize sebep olan siyaset ile ilgili olarak düşündürücüdür. Biz şu soruyu soruyoruz: Lafta faşizmin siyasi içeriğinden kopartıldığı üzere, önümüzdeki “uygarlık kırılması” hangi kılıkta yeniden karşımıza çıkacak?
İnsanların sanayisel bir sistemle imha edilmesi ile birlikteki gelecek bir ırk kıyımı (Shoah) gerçekten dıştalanabilir mi ? Oysa bu soru herhangi bir “islami tehlike”ye kesin bir şekilde ilişkin değildir; bilakis bizzat Avrupa, Japonya ve ABD gibi sözde metropol ülkelerindeki insanlara yöneliktir. Aslında krizin kökü ordadır. Ve buralarda daha refahın en büyük ve kültürün en yüksek olduğu dönemlerde emperyalizm, geride kalan dünyayı bağımlılıktan, açlıktan ve sefaletten kurtarmayı istemiyordu. Tersine; tüm bunlar onların “kârlarına kâr” kattı ve bu kitlesel katliam idi.
Kriz şimdi bir salgın hastalık gibi kapitalist dünyanın merkezi ülkelerine yayılıyor. Bununla emperyalist sistemin çelişkileri ve uzlaşmazlıklarının yeniden tırmanması hesaba katılmalıdır. İşçiler ve kapitalistler arasındaki rekabetin keskinleşmesi ile bir çok insan yoksulluğa sürükleniyorlar. Bizzat işçilerin kendi aralarındaki keskinleşen rekabet dayanışmasızlık tehlikesini arttırmaktadır. Ve nihayet sermaye grupları arasındaki keskinleşen rekabet ile faşistleşme tehlikesi ve savaş tehlikesi yükselmektedir.
Nazi-rejimine karşı dinsel kökenli direniş
Geçen sene Mauthausen-anma günüyle ilgili olarak o zaman KomAk – ml şöyle yazdı:
“Her şeyden önce biz Mauthausen’da bir ‚kahramanlık‘ görevini üstlenen insanları da anıyoruz. Bunlar arasında bazı hıristiyan inançlılar vardı; ama birçokları da böyle değildi. Diğer birçokları dini köken olarak Yahudi idiler, ve çoğu kez Yahudilere mal edilen saf kurban rolünün tam tersine esas olarak insanlığın kurtuluşu için, aynı zamanda kendileri ile aynı konumda olanlar için canları pahasına mücadele ettiler. Nazi-rejiminin barbarlığı ile bağ içinde antikomünist olmadığı sürece komünist direniş ile çok sıkı bir bağlantı içinde işbirliği yapan Yahudi direnişinden söz etmek biz komünistler için özel bir öneme sahiptir. “
Her ne kadar biz komünistler din karşısında eleştirel bir konumda bulunsak da, dinsel kökenli direnişin muazzam insancıl büyüklük gösterdiğini, hele hele bu direnişçilerin direnişlerini kendilerinin bağlı bulundukları kiliselerin davranış kurallarına aykırı bir şekilde örgütlemek zorunda kaldıkları bilindiğinde, bunu belirtmeliyiz. Oysa bu kahramanların bizzat bu kiliseler tarafından sonradan sahiplenilmelerini çok daha iğrenç buluyoruz.
Uyanık olalım !
Tehlikeye karşı daha en başından direnelim!
Mauthausen 2009