KOMAK-ML

Mai 6, 2009

Mauthausen – çok eski de mi kaldı?

Gespeichert unter: türkçe — komakml @ 4:19

Kurtuluşunun 64. yıldönümünde

Mauthausen – çok eski de mi kaldı?

Mauthausen – çok eski de mi kaldı?

Mauthausen –

Temerküz Kampında

10 Mayıs 2009, saat 9 da

yayın masası

Mauthausen – çok eski de mi kaldı?

Kriz, bir şey hakkında karar ve­rilmesi gereken belirsiz haldir: Hayat – Memat – evet veya hayır.

Kurt Tucholsky

Herkesin sözünü ettiği kriz kapitalistlere göre “küstah”, denetlenmeyen spekülasyonlar ve mali dalaverelerin bir sonucunu oluşturmaktadır; emekçi insanlar için ise bu, aslında kapitalist üre­timin krizidir. Bunun etki ve sonuçları korkunçtur: Keskinleşen rekabet, işyeri kaybı, ücretlerin aşırı derecede düşürülmesi, sefalet ve sosyal devlet yardımları ve ağının kalkmasının sonucu ola­rak perspektifsizlik.

Sermaye tarafından çöküşe itilen insanlar bu durumda çoğu kez isyankâr olurlar. İşçilerin öz bi­linçleri, yani kendi sınıf konumlarının bilinci ne kadar yüksek olursa, direnişleri bir o kadar ör­gütlü sistemdeki değişiklikler bir o kadar bariz ve radikal şekilde etkili olabilir ve sonal olarak bir sistem değişikliğine mücadele edilerek ulaşılabilir. Burjuva, emperyalist devlet ve sermaye bu duruma müdahale etmek zorundadır. İflas eden küçükburjuvaların özgüvenleri ne kadar aşırı tırmanırsa, yani kendi bireyselliklerindeki kırgınlık ne kadar derin olursa, büyük burjuvazinin aşırı şovenist düşünceleri yerleştirmesi tehlikesi bir o kadar büyük olur.

Sermaye hırçınlaşan küçükburjuvalığı örgütlü işçilere seve seve tercih eder. Daha 1920’li, 30’lu yıl­larda büyükburjuvazi küçükburjuva sınıfını hizaya getirmeye ve işçileri kanla bastırmaya faşizm yo­luyla çalıştı. Serseri takımının taşkınlıkları bilinçli bir şekilde Yahudi düşmanlığına yönlendirildi.

Açlık dünya çapında günde yaklaşık

100.000 insanı öldürmektedir.

Bı­rakın yardım etmeden söz etmeyi, hemen hemen hiç kimse bu halklar katliamı üzerine konuşmuyor.

Bu arka planda ve mali piyasaların azgın yeni liberalizmi sayesinde güçlülerin hıristiyan değerlerden, dayanışmadan ve adaletten bahset­meleri kendisini katıksız ikiyüzlülük olarak

teşhir etmektedir.

Jean Ziegler

Bu kriz bundan yaklaşık seksen sene önceki, yani 1929 kara Cuma krizi ve onun sonuçları ile sadece bir kez karşı­laştırılmadı. Bu karşılaştırma, dolaysız ekonomik etkileri ile ilgili olarak değil, bilakis (1929 dan önceki kökleri ile birlikte) krize sebep olan siyaset ile ilgili olarak düşün­dürücüdür. Biz şu soruyu soruyoruz: Lafta faşizmin siyasi içeriğinden kopartıldığı üzere, önümüzdeki “uygarlık kırıl­ması” hangi kılıkta yeniden karşımıza çıkacak?

İnsanların sanayisel bir sistemle imha edilmesi ile birlik­teki gelecek bir ırk kıyımı (Shoah) gerçekten dıştalanabilir mi ? Oysa bu soru herhangi bir “islami tehlike”ye kesin bir şekilde ilişkin değildir; bilakis bizzat Avrupa, Japonya ve ABD gibi sözde metropol ülkelerindeki insanlara yönelik­tir. Aslında krizin kökü ordadır. Ve buralarda daha refahın en büyük ve kültürün en yüksek olduğu dönemlerde em­peryalizm, geride kalan dünyayı bağımlılıktan, açlıktan ve sefaletten kurtarmayı istemiyordu. Tersine; tüm bunlar onların “kârlarına kâr” kattı ve bu kitlesel katliam idi.

Kriz şimdi bir salgın hastalık gibi kapitalist dünyanın mer­kezi ülkelerine yayılıyor. Bununla emperyalist sistemin çe­lişkileri ve uzlaşmazlıklarının yeniden tırmanması hesaba katılmalıdır. İşçiler ve kapitalistler arasındaki rekabetin keskinleşmesi ile bir çok insan yoksulluğa sürükleniyorlar. Bizzat işçilerin kendi aralarındaki keskinleşen rekabet da­yanışmasızlık tehlikesini arttırmaktadır. Ve nihayet serma­ye grupları arasındaki keskinleşen rekabet ile faşistleşme tehlikesi ve savaş tehlikesi yükselmektedir.

Nazi-rejimine karşı dinsel kö­kenli direniş

Geçen sene Mauthausen-anma gü­nüyle ilgili olarak o zaman KomAk – ml şöyle yazdı:

“Her şeyden önce biz Mauthausen’da bir ‚kahramanlık‘ görevini üstlenen insanları da anıyoruz. Bunlar ara­sında bazı hıristiyan inançlılar var­dı; ama birçokları da böyle değildi. Diğer birçokları dini köken olarak Yahudi idiler, ve çoğu kez Yahudi­lere mal edilen saf kurban rolünün tam tersine esas olarak insanlığın kurtuluşu için, aynı zamanda ken­dileri ile aynı konumda olanlar için canları pahasına mücadele ettiler. Nazi-rejiminin barbarlığı ile bağ içinde antikomünist olmadığı sürece komünist direniş ile çok sıkı bir bağ­lantı içinde işbirliği yapan Yahudi direnişinden söz etmek biz komü­nistler için özel bir öneme sahiptir. “

Her ne kadar biz komünistler din karşısında eleştirel bir konumda bulunsak da, dinsel kökenli dire­nişin muazzam insancıl büyüklük gösterdiğini, hele hele bu direniş­çilerin direnişlerini kendilerinin bağlı bulundukları kiliselerin dav­ranış kurallarına aykırı bir şekilde örgütlemek zorunda kaldıkları bilindiğinde, bunu belirtmeliyiz. Oysa bu kahramanların bizzat bu kiliseler tarafından sonradan sa­hiplenilmelerini çok daha iğrenç buluyoruz.

Uyanık olalım !

Tehlikeye karşı daha en başından direnelim!

Mauthausen 2009

Bloggen Sie auf WordPress.com.