KRİZ, KRİZ, KRİZ VE AVUSTURYA
Avusturya’da gerçek durum daha önce tahmini olarak düşünülenden daha kötü: İşçi Piyasası Servisi (AMS) „bu yıl, ortalama 65.000 işsizlik artışı bekleniyor.”
Emperyalizmin „küresel“ aşırı üretim (ekonomik) krizi Avusturya iş piyasasını ağır etkiliyor. 2008 yıl sonu tahmini açıklamalara göre 2009 yılında işsizler ordusu 20.000 ila 25.000 arasında artacaktı. “Devlet muhakkak önlem alacak”tı. Almaya başlamıştı bile, yüz milyar Avro ile bankalara ilk yardım paketini açtı. Açmasına açtı da, üretim sektöründeki firmalar ardı ardına kendilerinin ne kadar zor durumda olduklarını, yemin billah anlatmaya başlayarak, devlet bütçesinden kopara bildiğini koparmak için kuyruğa girdi.
Gelinen aşamada AMS bu sene en fazla ortalama 65.000, işsizlik artışı bekliyor. En iyi iyimser verilere göre, bu önümüzdeki Aralık 2009/Ocak 2010 a kadar Avusturya’da 400.000 kişi işsiz olacak demek. Buna ek olarak ―Şubat ortası açıklamalarına göre― kısa çalışma yapan 16.900 işyerindeki 50.000 ile 70.000 arasındaki işçiyi de göz önünde tutmak gerekiyor.
Geçen yıl (2008) ortalama olarak Avusturya’da yaklaşık 210.000 kişi iş arayanlar olarak AMS kayıtlı idi. Yeni tahminlere göre yıllık ortalama, bu yıl için 275.000 ve en kötü durumda 300,000 kişi olarak belirlenmişti. İşçi Piyasası Servisi’ne (AMS) ayrılan bütçe ilk defa bir milyar Avro eşiğini aşacak.
Tüm bu rakamlara rağmen ticaret, turizm ve endüstri sektörü “26.000 işçi arıyor!”
Burjuva politikacılarına göre kriz her yeri sarsacak, ama Avusturya bunu en hafif şekilde atlatacaktı. Sanki bunu daha dün söylememişler gibi, yine aynı burjuva medyası daha Mart ayı bitmemişti, işsizliğin dörtte bir oranında arttığını açıkladı.„Ama iş piyasası hâlâ kurumuş demek değildir.“ Çünkü şu anda İşçi Piyasası Servisi’ne göre „resmi“ 26.000 den biraz fazla işçi aranmaktadır. Dahası var! Örneğin; Internet üzerinden-ki günümüzde iş arayanlar için en fazla baş vurulan alanlardan bir tanesi-işçi arayan taşeron firmaların sayfalarından (www.jobrapido.at) göre 200.000 fazla işçi aranıyor ve buna benzemez daha nice sayfalar.
Önce „resmi“ olarak açıklanan rakamlara bakalım; yukarda AMS’in belirttiğine göre 26.000 işçi aranıyor. Şu anda (Mart ortası) 360.000 kişi işsiz durumda. Yani 14 tane işsize 1 tane boş işyeri düşmekte. Diğer yandan, taşeron firmaların ilanlarını da göz önüne alırsak ve onların attığı palavralara kulak kabartırsak Avusturya’da işsiz kalmayacak. Bu taşeron firmalar tam üçkağıtçı. Nasıl mı; bir yandan Internet’e reklam vererek-Internet üzerinden reklam yapan şirketlere iş arayan olarak siz üye oluyorsunuz ve bu şirketin sayfasına kaç sefer tıklanmışsa, bu şirket ona göre para kazanıyor. Bu bir yanı, diğer yanı size en düşük ücretli bir iş buluyor―tabii ki bu arada ilk kapı önüne konan işçiler, yine bu şirketler üzerinden iş bulan oluyor― ve sizi „işe aldığı için“ İşçi Piyasası Servisinden sübvansiyon alıyor. Bu promosyon hacmi şimdilik 120 milyon Avro.
Bugün E diyen, yarın vet i de ekleyecektir.
“Tehlike altında olan işletmeler.” “Devletin malı deniz, yemeyen domuz!” deyimi misali yıllardır, kredi alıp sonra iflas ettik palavralarıyla, işletmeyi daha ucuz iş gücü olan ülkelere taşıyarak. Veya son dönemde ortaya çıkan Opel skandalında olduğu gibi işletmenin olduğu ülkede hiç vergi vermeyerek veya yıllarca vergiden muaf tutularak vs. vs. nedenlerden dolayı da kâr üzerine kâr yaptılar. Ve şimdi de “krizden dolayı”, 60.000 civarındaki işçi/emekçi kısa çalışmakta, kısa çalışma demek ücretlerinde düşmesi demek. Tekeller sanki işçileri/emekçileri iliklerine kadar sömürerek yaptıkları kârları borsalara aktarırken işçilere sormuş gibi, şimdi de kalkmışlar “kara günler için toplu iş sözleşmesi yapalım” diyorlar. Sosyaldemokrat sendika ağası Erich Fogler şimdilik bu konuda “ücretlerin düşürülmesi hiçbir şey getirmez” diyor. Ücretlerin düşürülmesini bir yana bırakalım, zaten yapılan zamlar neticesinde, toplu iş sözleşmelerinde yapılan ücretlerin artırılması neticesinde alınan zamlar, devede kulak misali oldu. Diğer yandan tüm burjuva medyası, Avusturya’da “işçi ücretleri pahalı olduğu için firmaların sipariş alamıyorlar”ının yaygarasını yapıyor.
Sanayi ve İşadamları Odası başkanı Veit Sorger. Kendi işlerine geldiği zaman, diğer ülkelerde, işçileri nasıl kandırdıklarının örneklerini alarak Avusturya’da da uygulanması için çalışıyor. Efendim, onlara göre bu konuda örnek alınması gereken İsveç modeliymiş, orada işçiler kriz durumunda olan işletmelere yardım için ücretlerinin düşürülmesini bile kabul etmişler. Avusturya işçileri de bu örneği kullanarak, krizde olan işletmelere yardım edebilirlermiş. Miş! Avusturya sosyaldemokrat sendika ağaları, işçilerin şimdilik daha fazla öfkelenmemeleri için, “bu kabul edilemez” diyorlar. Oysa Avusturya sosyaldemokrat sendika ağalarının önderliğinde, işçi sınıfının neler kabul etmek zorunda kaldığının örneklerini buraya yazmaya kalksak, sayfalar yetmez. Onun için Avusturya Bolşevik Partizan taraftarlarının Türkçe’ye kazandırdığı “Avusturya İşçi Sınıfının Tarihi Üzerine” kitaplarının* okunmasını öneriyoruz. Ve bu tecrübelerden yola çıkarak, Avusturya sendika ağalarının şimdilik patronlara E dedikleri noktadan itibaren, Avusturya işçi/emekçi sınıfını de moralize ettikten, ikna ettikten sonra, E’nin peşine vet’i de ekleyerek görevlerini laiğiyle yerine getirmiş olacaklardır.
Belki şimdi yazacağımı, bu yazıyı okuyan olarak sen okuduğunda inanmayacaksın: Yazının nasıl olmasını, neler içermesi gerektiğini tasarladığımda bayağı günümü aldı. Ben şunu teslim etmeliyim ki, işçi olduğum için hemen öyle oturup tik tak, tik tak yazıyı bitirecek durumda değilim. Onun için bir konuyu yazmam birkaç günümü, hatta haftamı alıyor. İşte ben böyle bir durumda yazımın “olacaklardır.” Kelimesini yazıp, şimdi nasıl devam edeceğimi düşünürken, daha önceki Avusturya Sendikası başkanı Rudolf Hundstorfer ağa. Başka türlü söylemek gerekirse; Avusturya işçi sınıfını patronların çıkarlarına göre hizaya getirdiği için ödüllendirilen, şimdiki hükümetin Sosyal ve Çalışma bakanı yetişti desem, belki inanmayacaksınız. Yahu! adam bir paragraf önce söylediklerimi doğrulayacak yönde “Avusturya da dağılım yeniden tartışılmaya başlanmalıdır.”, “Avrupa halkı fakir değildir:” ve bunların yanında tabii ki “mülkiyet vergilerinin artırılması gerektiği”ni (!) vs. de söyledi, bana göre Avusturya işçi sınıfının “2013” yılına kadar-ancak krizden o zamana kadar düze çıkılabilinrmiş-patronların istediği şekilde yola getirileceğinin sinyalini verdi. Şimdilik topu aslan Avusturya Sendikalar Birliği ağası Erich Foglar’a attı. O da “daha anlaşılır bir direktif”-bu zaten kapalı kapılar arkasında verilecek-beklediği için E… dedi, gerisi üç kemime daha eklenerek gelecektir! Bu E nin gerisi ylem de olabilir, fakat bu konuda işçilerin sendika ağalarına çok baskı yapması gerekiyor. Veya işçiler kendiliğinden eyleme geçtiklerinde, bu sefer sendika ağaları bu eylemi boğmak için “Eylem” diyeceklerdir.
Kısa çalışma.
Avusturya parlamentosu 26 Şubat 2009 da öğleden sonraki toplantısında “Kısa ve esnek çalışma üzerine” yaptığı toplantı neticesinde bunun uygulanması kararı çıktı. Böylece “gelecek 18 ay içerisinde 200 işçiye iş olanağı yaratılacak”mış. Bu parlamento toplantısına kadar “zor durumlarda kısa çalışma” altı ayla sınırlıydı. Bu toplantıda bu müddet “özel durumlarda kullanılmak üzere 18 ay”a çıktı. Parlamentoda bu karara karşı yalnızca Yeşilciler Partisi oy kullandı. Şimdiye kadar “küçük adamın partisi” olarak kendisini lanse eden faşist Hürriyetçi Parti ise diğer burjuva partilerinin yanında bu kararın çıkmasına en fazla sevinen parti. Çünkü bunlar iktidarı bir ele geçirseler, Hitler babalarının geçmişte işçi/emekçilere yaptıklarına benzer şeyler yapacaklarını-Nazi propagandasını yasaklayan kanun olmasa-söylemekten çekinmeyecekler.
“Kısa ve esnek çalışma üzerine” çıkan karar hakkında tabii ki sendikacılar da görüşünü belirti. Örneğin Avusturya’nın en güçlü sendikası kabul edilen Metal Sendikası ağası Franz Riepl “zamanında doğru atılmış bir adım” olarak nitelendirirken, karara sert eleştiri Yeşilcilerden geldi, bunların açıklamalarına göre bu kararla işçilerin kazanç kaybının %63 olacağıdır.
Daha az maaş için ”Zor durum Toplu iş sözleşmesi.”
Yukarıdaki anlatmaya çalıştığım olaylar olurken ve Avusturya parlamentosunun “Kısa ve esnek çalışma üzerine” kararından sonra, Sanayiciler Derneği (IV) İsveç modeli “Zor durum Toplu Sözleşmesi” yürürlüğe getirmek için kolları sıvadı.
Bu haberi gazetelerden duyan sendika ağaları çok kızdı. (!) Ve şöyle tavır takındı: “bu bizim sosyal ortağımızın tipik bir kültürü, IV eğer bizi gazete aracılığıyla değil de direkt bilgilendirse daha akıllıca olurdu.” Şimdilik “Zor durum Toplu Sözleşmesi” söz konusu edilemez çünkü, en başta yeni karara bağlanan “Kısa ve esnek çalışma” kuralının hayata geçirilmesidir. Bu öneri Avusturya da uygulanamaz imiş çünkü, İsveç te bu sorun kısa çalışmayla birlikte ele alınmış. “Bir Avusturya modeli birde İsveç modeli var,bunlar ayrı ayrı şeyler”miş. Eğer kriz daha da derinleşirse sosyal ortaklar tekrar buluşarak konu üzerine görüşebilirler imiş. Sonracığına toplu iş sözleşmesi şimdiye kadar Avusturya Ticaret Odasıyla olmuş, bundan sonra da böyle olacak imiş. Peh, peh! Ama ne sert çıkış değil mi?
BİZ SİZİN KRİZİN FATURASINI ÖDEMEYECEĞİZ!
Avusturya’nın emperyalist devleti bankaları iflastan kurtarmak için yüz milyar paketi açtığında bu paraların nereden geldiği konusunda da, belirtiler ortaya çıkmaya başladı. Sendika bürokrasisi işçileri yatıştırmak için elinden geleni yaparken, hayatın her alanında zam paketleride açılmaya başladı. Kışın başlamasıyla birlikte enerji tüketimi sektöründe-Gaz %21 ve Elektirik %12- zam gerçekleşti. Bu zama kardar sendika önderliği ve diğer kuruluşlardan laf kalabalığından başka bir şey yapmadılar. Ancak KomAk-ml, IA-RKP, Grundriss, Info Verteiler, lisasyndikat ve bir bölüm tek tek kişiler-bir araya gelerek yapılan zamlara karşı tavır takınılması gerektiği, öfkeyi sokağa taşıma konusunda eylem birliğine karar verdiler. Bu eylem birliğine diğer kitle dernekleri-ATİGF, DİDF, Ast, AIKA- vs. solcu örgütler/dernekler çağrılmalarına rağmen katılmadılar. Oluşturulan eylem birliği 18.12.2008 de Viyana Enerji merkezinin önünde-40, 50 kişilik bir grupla-“Yeter: (gaz ve elektrik) fiyatları aşağı çekisin!” eylemi başlattı. Daha sonra bu eylem birliği-17.1.09, 28.2.09- iki eylem daha gerçekleştirdi, bu eylemlere-tüm sol gruplar çağrılmasına ve Viyana’nın hemen hemen her yerinde bildiri dağıtımı, afişleme yapılmasına rağmen-katılım 70 ila 100 kişi arasında oldu.
“Sizin krizin faturasını ödemeyeceğiz!” eylem birliği platformunun eylemleri gerçekleştirdiği dönem de “Attac”* bu eylem birliğine destek vereceği yerde, ayrı bir eylem birliği çağrısı yaptı.
Attac’ın yaptığı eylem birliği, (KK/T kökenli göçmenlerin kuruluşlarından ATİGF, DİDF, ADA, YDG ve FEYKOM’un da içinde yer aldığı) 28.03.2009 da (Attac’ın bildirğine göre 250, medyanın yazdığına göre 600 e yakın kurum ve kuruluş) gerçekleşti. Bu eyleme (polis ve medyaların verdiği rakama göre 6.500 kişi, Attac’ın verdiği rakama göre 20.000 kişi katıldı) Daha önce oluşturulan “Sizin krizin faturasını ödemeyeceğiz!” eylem birliği platformu-Attac’ın çağrısını yaptığı eylemde-“Anti Kapitalist Blok” oluşturulması için Kuzey Kürdistan/Türkiye’li demokratik/solcu kurum ve kuruluşlara da çağrı yaptı. Bu demokratik/solcu kurum ve kuruluşlar “Anti Kapitalist Blok”ta biraraya gelecekleri yerde, dinci kuruluşlarında içinde yer aldığı “Sızın krızınızı bız odemek ıstemıyoruz” (yazı hataları kendilerine ait) Attac’ın eylem birliği platformuna imza attılar. Tüm bunlara rağmen “küçük”te olsa “Kapitalizme ihtiyacımız yok! Kapitalizme, pederşahlığa ve devlete son vermek için birlik!” sloganı altında “Anti Kapitalist Blok” oluşturuldu. Eylem “Anti Kapitalist Blok”un “işçilerin olduğu semtlere gidelim” diye diretmesine rağmen, Viyana’nın alışveriş merkezi sayılan en ünlü caddesi “Mariahilfer Straße”de gerçekleşti. Birkaç saat süren eylem olaysız geçti.
Bu eylem de dikkat çeken başka bir yan ise bazı sendika kuruluşlarının kitlesini mobilize edeceği yerde, “temsilciler” düzeyinde katılmasıydı. Bu eylemler bize bir daha gösterdi ki Avusturya’da Marksist-Leninist bir partinin olmadığı şartlarda yapılan eylemlerin en iyi halde emperyalizmin sınırları içinde kalacağı, en iyi halde reform için mücadele olacağı gösterdi. Esas görev böyle bir partinin yaratılmasıdır, şimdi diğer görevler buna tabi olarak ele alınmak zorundadır! Haydi Görev Başına!
2.04.09 Viyana
* “Attac”ın hedefi öncelikle mali işlemler üzerindeki Tobin-vergisi** devreye sokulması ve uluslararası finans piyasalarının demokratik kontrolü oluşuyordu. Aynı zamanda küresel adaletsizlik ve başka sorunlara karşı da hareket oluşturmak. Üyeleri genelde burjuva yasaları çerçevesinde ”barışçıl reform” aktiviteler ve gösteri çalışmaları yapar. Bu hareketin içinde bir çok sol siyasi yelpaze vardır.
** „Tobin-vergisi“ 1972 için Amerikalı iktisatçı James Tobin tarafından uluslararası döviz işlemleri vs. üzerinde önerilen bir gelir vergisi siyasetidir. Döviz üzerindeki Tobin vergisi için çalışma önce 1997 yılında Ignacio Ramonet -küreselleşme karşıtı Attac’ın kurulma adımlarından biri-tarafından Le Monde diplomatique gazetesinde bir makalede değinerek tekrar gündeme getirildi ve „Tobin-vergisi“ giderek bazı “solcu” kesim içinde de savunulmaya başlandı.